|
Captain
|
 |
« : AÄŸustos 21, 2008, 11:56:39 ÖÖ » |
|
Denizcilikten Önce İnsanlar Avcı-toplayıcı insan gurupları ana besinleri olan ot, kök, tohum, böcek gibi yiyecekleri doğadan topluyorlardı. Geçici kamp yerlerinde konaklamakla birlikte, yiyecek bulmak amacıyla sürekli hareket halindeydiler ve böylece insanlık Afrika'dan Dünyanın her tarafına yayıldı, insanın dünyaya yayılışı ile ilgili en güçlü teori bu şekilde.
Toplayıcılıkla elde edilen ürünler genellikle kamp yerine getirilmeden ve paylaşılmadan bireysel olarak tüketilirdi. Sadece erkeklerin katıldığı bir etkinlik olan avcılıkta ise öldürülen hayvanlar kamp yerine getirilir ve burada paylaşılarak yenirdi. Aslında bilimsel verilere göre atalarımız sanıldığının aksine bu zor ve tehlikeli işe, ete olan düşkünlüklerinden kalkışmıyorlardı. Avlanmak ve avı paylaşmak topluluk içinde dayanışmayı ve toplumsal bağları kuvvetlendiren bir tür törendi. Tabii ki burada bilim adamlarının açık açık söyleyemedikleri şey, aslında; erkeklerin o iflah olmaz kızlara hava atma isteğiydi. Bilinen üzere o zamanlar spor otomobiller, body salonları, halı sahalar, pahalı cep telefonları v.s. olmadığından, erkeklerin karizma yapmak için bugün de olduğu gibi, başlarına iş almaları gerekiyordu ve avcılığı keşfettiler ve de tabi ki avcı palavraları da binlerce yıl önce böylece ortaya çıktı.
Bu yaşam tarzı içerisinde yine sanıldığının aksine insanlar kıyıcı değil barışçı canlılardı, Çünkü birbirleri ile ölümcül kavgalara girmelerini gerektirecek bir neden yoktu. En fazla iki gurup kazayla karşılaştığında, amiyane tabirle maçası yemeyen"Allahın çayırımı bitti" diye düşünerek,çekip başka tarafa gidiyordu.Taa ki yaklaşık M.Ö 7000 'e kadar. Atalarımız böyle gurbet ellerde kah toplayarak, kah avlanarak dolaşıp dururken, hayat gittikçe zor hale geliyordu. Etrafta sürekli türeyen vahşi hayvanlar da, insanlara daha bir fazla sulanır olmuştu. İşte muhtemelen tam bu sırada, kadınlar en büyük meziyetleri olan, "dırdır yapmayı" keşfettiler.
"Sen ne biçim adamsın, Allah'ın günü dönüp dolaşıyoruz, başımızı sokacak bir mağaramız bile yok, çocuklar perişan, boyun devrilsin, şu ormandaki maymun kadar bile olamadın......"
şeklinde,erkekleri canlarından bezdirmeye başlayınca, erkekler de
"ben ava gidiyorum kadın",
ayaklarına daha çok sıvışmaya başladı. Eeee...durmadan avlanmak da zor zaneat. İşte bu sık sıvışmalar sırasında herhalde erkekler de okey oynamayı keşfettiler, ama henüz o zaman saymayı bilmediklerinden
"okeye dördüncü aranıyor beyler" diyemiyorlardı.
Bilim adamları bu konuda kesin bir şey söylememekle birlikte, ben eminim ki yine erkeklerden biri (kızlara zeki görünecek ya),
"durun kızlar yaa, üzülmeyin bir çaresi var, ben biliyorum" dedi
ve kendine hayran hayran bakan kadınlara ve de dövecekmiş gibi bakan erkeklere dönüp, baklayı ağzından çıkardı,
"öyleyse biz de tarım yaparız"dedi.
Kadınlar bu işe pek sevindi, erkekler yine "kadın işi bir şey" diye düşündülerse de, fazla itiraz edemeden kabul etmek zorunda kaldılar ve insanlık avcı-toplayıcı yaşam biçiminden tarım toplumuna ve aşağı yukarı eş zamanlı olarak da yerleşik düzene geçti. üstelik bu tarım denen sivriliği ilk keşfedenler bizim memleketten sayılır; güneydoğu Anadolu yakınlarındaki aşağı Mezopotamya'dan. Ve yine bu yeni yaşam biçiminin ilk örneklerinin günümüze kalmış en iyi buluntuları, Alacahöyük ve Çatalhöyüktür (İç anadolu bölgesi).
Bu Alacahöyük v.s de kazı yapan bilim adamları gördüler ki bu amcamlar evlerinin kapısını bizim gibi evin yanına değil tepesine yapmışlar, "akıl edememiş işte salaklar" diye düşünebilirsiniz ama yanılıyorsunuz, bu dahiyane bir fikirdi, birde evleri bitişik nizam yan yana dizince, al sana kale işte.
|