Melis_
Newbie

Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 28
|
 |
« : Ağustos 26, 2008, 05:54:11 ÖS » |
|
Sivas ve çevresinde yapılan kazı ve araştırmalarda ele geçen buluntular yörede ilk yerleşimin Neolitik Çağda (MÖ. 10.000-5.500) başladığını göstermektedir. Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal ilçesi Çukurtarla ve Kavak Nahiyesi Höyük değirmeninde Neolitik Çağa ait Prehistorik buluntular ele geçmiştir. Ayrıca Yıldızeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik Çağ (M.Ö.5000-3500) ile Tunç Çağı (M.Ö.3000-1500) buluntuları ile karşılaşılmıştır.
MÖ.3000’lerde Hattilerin Yurdu olarak isimlendirilen Sivas çevresine MÖ.2000’de Hititlerin yerleştiğini arkeolojik araştırmalar ortaya koymuştur. Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe köylerinde bulunan höyükler ve Gürün Şuğul Vadisindeki Hitit yazıtları yöredeki Hitit yerleşimini kanıtlamaktadır. Buradaki höyüklerde Hititlerin üzerinde Frig izlerine rastlanmış oluşu, Balkanlardan Anadolu’ya gelen Friglerin, Hitit yerleşim alanlarının üzerlerinde yaşadıklarını göstermektedir. Geç Hitit Devletleri döneminde Sivas’ın güney kesimi Hitit yazıtlarından öğrenildiğine göre Tilgarimmu ismi ile anılıyordu. Yöre MÖ.VII.yüzyılda Kimmer ve İskit akınlarına uğramış, MÖ.VI.yüzyılın başlarında Medler ve Persler yöreye egemen olmuşlardır. Lydialılar döneminde Kral Yolunun Sivas’tan geçişi, yörenin önemini daha da arttırmıştır. Bugünkü il merkezinin bulunduğu yerde o dönemde Sebasteia isimli bir kentin olduğu bilinmektedir.
MÖ.IV.yüzyılın ikinci yarısında Persleri ortadan kaldıran Makedonya Krallığı bir süre yöreye hakim olmuş, İskender’in ölümünden sonra Kapadokia Krallığına bağlanmıştır. Uzun bir süre Pontus ve Ermeni Krallıklarının yönetiminde kalan yöre, MS.17’de bütün Kapadokia ile birlikte Roma egemenliği altına girmiştir. Bu dönemde kısa sürelerle Partların ve Sasanilerin eline geçmiş, Bizans döneminde ise Armeniakon Themasının sınırları içerisinde kalmıştır. XI.yüzyılda ise Bizans’ın Sebasteia Themasına bağlanmıştır.
Malazgirt Savaşı’ndan önce Selçuklular yöreye akınlar düzenlemiş ve bazı Türkmen grupları da buraya yerleşmişlerdir. Bu arada Selçuklulardan Elbasan kısa süre yörede hakimiyet kurmuştur. Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Türkmen boylarının yöreye yerleşimi hız kazanmıştır. Kısa bir süre Selçuklu egemenliği altında kalan Sivas’ta Danişmendli Beyliği kurulmuştur (1075).
Danişmend Beyliğinin taht kavgaları ile zayıf düşmesinden sonra Anadolu Selçuklularını yeniden birleştiren I.Mesud, 1152’de Sivas’ı ele geçirmiştir. Bundan sonra 1175’te II.Kılıçarslan tarafından kesin olarak Selçukluların hakimiyetine girmiştir. Ardından İzzeddin Keykavus Sivas’ı başkent yapmış, uzun süre Sivas’ta kalarak Sivas’ imar etmiş ve geliştirerek büyük bir ilim merkezi haline getirmiştir. İzzettin Keykavus’un türbesi, medresesi o dönemden günümüze gelebilen yapılar arasındadır. İzzeddin Keykavus’un ölümünden (1220) sonra yerine geçen Alaeddin Keykubat zamanında Anadolu Selçuklularının en parlak dönemi olmuştur. Alaaddin Keykubat Moğol tehlikesini görerek Sivas’ı 1224’te surlarla çevirerek korunaklı duruma getirmiştir. II.Gıyasettin Keyhüsrev zamanında kötü yönetimden ötürü, sıkıntı çeken halk, 1240 yıllarında ayaklanarak Sivas’ı yağmalamışlardır. Bu sırada Moğollar Anadolu’yu ele geçirmek üzere harekete geçmiş, Gıyasettin Keyhüsrev’i 1243’te Kösedağı Savaşı’nda yendikten sonra Sivas’ı ele geçirmişlerdir. Bundan sonra Moğollar yöreye egemen olmuş, Moğollara bağlı Selçuklular, Moğolların kurduğu İlhanlı Devleti Sivas’ı yönetmiştir. Sivas bu dönemlerde büyük gelişme göstererek önemli bir ticaret ve bilim kenti olmuştur.
İlhanlılar döneminde Demirtaş Sivas’a yerleşmiş ve istiklalini ilan ederek Sivas’ta uzun yıllar saltanatını sürdürmüştür. Demirtaş’tan sonraki Sivas Valiliğine Alaeddin Eratna oğlu Gıyasettin Mehmet, Alaeddin Ali ve oğlu Mehmet Bey gelmiştir. Kadı Burhaneddin Mehmet Beyi yerinden uzaklaştırarak Sivas’ta kendi adına bir devlet kurmuştur. Bu dönemde Burhaneddin Bey Sivas’ı onarmış, surların etrafına hendekler kazdırarak kaleyi güçlendirmiştir. Ancak Akkoyunlulardan Kara Osman ile yapılan savaşta ölmüş ve yerine oğlu Alaaddin geçmiştir. Bu dönem Anadolu’da Moğol ve Osmanlılar arasındaki savaşların, çekişmelerin başladığı dönemdir. Yıldırım Beyazıt Amasya’yı alarak Sivas’a yaklaşmış, o sırada Karamanoğullarının baskısına dayanamayan Alaaddin Bey de Sivas’ı Osmanlılara teslim etmiştir. Yıldırım Beyazıt, büyük Şehzadesi Emir Süleyman’ı şehre vali olarak tayin etmiştir. Sivas Osmanlıların eline geçtikten bir yıl sonra 1400 yılında Timur’un istilasına uğramıştır. Bu dönemde şehir Timur tarafından yağmalanmış ve yakılmıştır. Sivas 1413’te yeniden Osmanlı topraklarına katılmış, 1472’de de Akkoyunluların saldırılarına uğramıştır.
Osmanlı yönetiminde Rumiye-i Sugra içerisinde yer alan Sivas yöresi 1511’de Şahkulu, Baba Tekeli ayaklanmasında önemli rol oynamıştır. Yavuz Sultan Selim bu ayaklanmayı bastırmış ve Rum eyaletini Paşa Sancağı yapmıştır. Daha sonra Amasya, Çorum, Tokat kısmi olarak Malatya ve Kayseri illeri Sivas’a bağlı birer sancak olmuştur.Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Sivas’tan 40 ilkokul, 1000 dükkan, 18 han, 40 kadar çeşmesi olduğundan söz etmektedir.
XVI.-XVII.yüzyıllarda Celali Ayaklanmalarının en etkili olduğu yerler arasında idi. XIX.yüzyıl sonlarında Sivas’taki Ermeni ayaklanmaları Sultan II.Abdülhamit’in kurdurduğu Hamidiye Alayları tarafından bastırılmıştır. Bu arada Kafkasya’dan gelen Çerkez göçmenleri Sivas’ın Uzunyayla kesimine yerleştirilmiştir. .Dünya Savaşı’ndan sonra, Milli Mücadele Sivas’taki kongre ile başlamıştır. Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmış, Amasya ve Tokat Kongrelerinden sonra 27 Haziran 1919’da Sivas’a gelerek burada bir kongre yapılmasına karar vermiştir. Mustafa kemal Paşa ve beraberindeki heyet 4 Eylül 1919’da bugünkü Atatürk Kongre ve Etnoğrafya Müzesi olan binada Sivas Kongresini yapmıştır.
Sivas Kongresi öncesinde General Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay ve Refet Bele ile buluşan Mustafa Kemal Paşa 21-22 Haziran 1919’da bir genelge yayınlayarak İstanbul’daki bazı devlet adamları başta olmak üzere komutanlara özel mektuplar yazmıştır. Bu genelge ve mektuplarda “ Milletin istiklâlini kurtarmak için, her türlü tesir ve baskıdan uzak bir millî heyetin kurulması gerekmektedir. Bunun için yazışmalar sonunda, Anadolu’nun en güvenilir yeri Sivas’ta Millî Kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır. Fırka (parti) anlaşmazlıkları gözetilmeden her sancaktan, halkın güvenini kazanmış üç murahhasın (delegenin ), mümkün olan çabuklukla yola çıkarılması gerekir. Her ihtimale karşı bunun bir ‘millî sır’ olarak tutulması ve gereken yerlerde yolculuğun değişik adla ve kılıkla yapılması lâzımdır. Müdafa-i Hukukı Millîye Cemiyetleri ve Belediye Başkanlıklarınca murahhasların seçilmesi ve yola çıkarılması hakkında, vatanseverlikle yardımcı olmanızı; ve onların adlarıyla yolculuk tarihlerinin telgrafla bildirilmesini istirham eylerim” yazılmıştır.
Sivas Kongresinde alınan kararlar bir bildiri olarak yayınlanmıştır: “Mondros Mütarekesinin imzalandığı anda Osmanlı ülkesinin sınırları içerisinde kalan bölgeler bir bütündür, parçalanamaz, birbirinden ayrılamaz. Bunu çiğnemeye yönelik her türlü işgal ve müdahaleye silahla karşı koymak, meşru müdafaa hakkını kullanmaktır. Osmanlı hükümeti dış baskı karşısında ülke topraklarından bir bölümünü terk etmeye yönelirse buna karşı direnilecektir. Milletin bağımsızlığını, ülkenin bütünlüğüne saygı duyulması koşulu ile başka devletlerin ekonomik, sınai ve teknik yardımları memnunlukla kabul edilecektir. İstanbul hükümeti de diğer medeni ülkelerin, hükümetleri gibi milli iradeye saygı göstermeli, bu amaçla Meclis-i Mebusanı bir an önce toplantıya çağırmalı, aldığı kararları o meclisin denetiminden geçirmelidir. Ülkedeki tüm direniş örgütleri birleştirilmiş, Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hıkık Cemiyeti adı altında toplanmıştır. Mevzii dernekler bu cemiyetin birer şubesi olacaktır. Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti, Heyeti Temsiliye adı altındaki merkez tarafından yönetilecektir. Bu kurul gerektiğinde İdare-i Muvakkadi ilanına yetkili olacaktır.”
Cumhuriyetin ilanından sonra Sivas, il konumunu sürdürmüştür.
|