|
emine_kübra
|
 |
« : Mart 04, 2008, 10:54:52 ÖÖ » |
|
Biz Nasıl Şiir İsteriz?
"Köroğlu" ne? Anadolu dağlarında görünen, Hep evleri, yapıları çamurlara bürünen Köycüklerde renc-berlerin yurdlarında okunur Bir kitab ki ya bir yetim keçisini çaldırtır, Ya bir çiftçi çocuğunu ıssız dağa kaldırtır, Öyle şeyler belletir ki akıllara dokunur.
"Fâtih" nedir? İstanbul'un surlarının altında, Kara Deniz Boğazı'nda, Hisar'ların sırtında, Gayet güzel düşünülmüş, gayet iyi duyulmuş Bir şiir ki şehîdlerin al kanıyle yazılmış; Bir kılıç ki kitabının alt yanına asılmış; Bir altından heykeldir ki bir odaya konulmuş
Biz o şi'ri isteriz ki çifte giden babalar, Ekin biçen genç kızlarla odun kesen analar, Yanık sesin dinlerlerken gözyaşların silsinler; Başlarını açık, beyaz sînesine koysunlar; Yüreğinin, özleriyçün çarpındığın duysunlar, Bu çarpıntı, bu ses nedir? Neler diyor? Bilsinler.
Mehmet Emin YURDAKUL
Vatan
Bir ülke ki câmiinde Türkçe ezan okunur, Köylü anlar mânâsını namazdaki duânın Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur'ân okunur, Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdâ'nın... Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!
Bir ülke ki toprağında başka ilin gözü yok, Her ferdinde mefkûre bir, lisan, âdet, dîn birdir... Meb‘ûsânı temiz, orda Boşo'ların sözü yok. Hudûdunda evlâdları seve seve can verir; Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!
Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermâye, Sanatına yol gösteren ilimle fen Türk'ündür; Hirfetleri birbirini dâim eder himâye; Tersâneler, fabrikalar, vapur, tiren Türk'ündür; Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın! Ziya GÖKALP
Sicilya Kızları
Sicilya kızları, uryân omuzlarında sebû, Alınlarında da çepçevre gülden efserler, Yayar bu mahfile a‘sâbı gevşeten bir bû; Ve gözleriyle derinden bakar, gülümserler Sicilya kızları, uryân omuzlarında sebû...
Hadîkalarda nevâ-gîr iken şadırvanlar, Somâki kurnalarından gümüş sular dökülür; Ve hep civâra serilmiş kadîfe dîvânlar İçinde, bûseden ölmüş vücûdlar bükülür, Hadîkalarda nevâ-gîr iken şadırvanlar...
Gerer beyaz kuğular nâzenîn boyunlarını; Füsûn-ı nevm ile, görmez bu âteşîn ravza İçinde dalgalanan huzûz-ı rehâvetle hâvz-dan havza, Gerer beyaz kuğular nâzenîn boyunlarını... Yahya KEMAL
Sefer
Tebrîz'e doğru çıktı sefer şâh-râhına Ervâh pey-rev oldu cîhan pâdişâhına
At üzre geçtiğin göricek leşker-î guzât Râm oldu şîrler gibi yâvuz nigâhına
Yek-ser gazâ kılıncı kuşanmış bir ümmetin Câlis budur erîke-i âlem-penâhına
Münkaad edip serîrine maşrıkla mağribi Bir devlet armağân edecektir ilâhına
Âhir ağardı tan yeri re's-î cibâlden Ser-hadde yol göründü Acem taht-gâhına .....
Sahrâ-yı Çaldıran'da gazâ vardır erteye Ey berk müjde ver feleğin mihr ü mâhına
Meydân-ı cenge sâye-resân oldu tûğlar Reh-yâb-ı mülk-i Nûşirevân oldu tûğlar
Yahya KEMAL
Göz Âşinâlığı
İsmini bilmezdim, fakat tanırdım: Ne yosma bir çiçek takışı vardı! Kızıl saçlarını ateş sanırdım; Güneş nûru gibi yakışı vardı.
Öyledir gün şafak söktüğü zaman, - Göllerde gölgeler çöktüğü zaman!- Saçını çözüp de döktüğü zaman, Dalga dalga düşüp akışı vardı.
Hüsnünde bir edâ var ki âsîydi. Beni harâb eden o edâsıydi; Sevdâlı gönlümün âşinâsıydı, Yüzüme bir şirin bakışı vardı.
Rıza TEVFİK
Çanakkale Şehîdliğinde - İbrâhim Alâeddîn'e –
Ey şimdi köyünden pek çok uzakta, Ey şimdi bir yığın kara toprakta Uyanmaz uykuya dalan yiğitler! Şehîdlik şânını alan yiğitler!
Yan yana dizilen mezarlarınız Zemîne semâvî iftihâr olmuş. Dünyâya kapanan nazarlarınız Tanrı'nın mağfiret nûruyla dolmuş.
Ne alçak görünür şu fâni hayât, Baktıkça samîmî uzletinize. Bir ânda coşarak ağlarım, heyhât!.. Günah-kâr gözyaşım lâyık mı size?..
Hayır, sanmayın ki bu gözyaşlarım Kirletmek istiyor merkadinizi. Ey benim kaybolan arkadaşlarım, Ben görmek isterim bir daha sizi.
Lâ'net, gözlerimde duran gölgeye; Ağlarım bu gölge silinsin diye.
Âh, o gölgedir ki hayâta tapar; Gözümün nûrunu sizlere kapar; Beni bir vefâsız riyâ-kâr yapar!..
Enis Behiç KORYÜREK
|