|
Mahmuttt
Ziyaretçi
|
 |
« : Ocak 24, 2008, 02:09:51 ÖÖ » |
|
TÜRKÇE’NİN TARİHSEL GELİŞİMİ
Türk dillerinin yazılı metne dayalı tarihleri 7.-9. yüzyıl Orhon Türkçesine kadar uzansa bile, Türkiye Türkçesi için, Anadolu'ya göç eden Oğuzların 11. yüzyıldan sonra kendi lehçeleri üzerine kurdukları yazı dilini başlangıç saymak gerekir. 15. yüzyıla kadar Eski Anadolu Türkçesi olarak adlandırdığımız bu dönemin en ünlü temsilcisi Yunus Emre'dir. Anadolu Selçuklularının önce Arapçayı, sonra da Farsçayı resmi dil olarak kabul etmeleri nedeniyle Türkçe Anadolu sahasında 13. yüzyıla kadar gelişememiştir. 13. ve 15, yüzyıllar arasında da gittikçe artan sayıda Arapça, Farsça sözcük içeren bir dil ortaya çıkmıştır. Ancak yine de sade sayılabilecek bir Türkçenin egemen olduğu bu dönemden sonra Osmanlıca adı verilen, yoğun Arapça, Farsça etkisi görülen bir dönem başlamıştır. 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar süren Osmanlıca dönemi kendi içinde Başlangıç Dönemi, Klasik Dönem ve Yenileşme Dönemi olarak üç bölümde incelenir. Bu dönemde yalnız Arapça, Farsça sözcükler değil gramer kuralları da Türkçeye girmiş, yalnız aydın kesimin okuyup yazabildiği bir saray dili ortaya çıkmıştır. Dilde özleşme çabaları 19. yüzyılın ikinci yansında Tanzimat dönemi ile başlamıştır. Aydınların Türkçe sözcük kullanma, Arap alfabesinde yenilikler yapma (örneğin tüm ünlüleri yazıda gösterme, normalde bitişik yazılan Arapça harfleri ayrı yazma gibi) çabalarıyla geçen bir hazırlık döneminden sonra Cumhuriyetle birlikte çağdaş Türkçenin temelleri atılmıştır. Atatürk'ün özel ilgi ve çabalarıyla Latin alfabesine geçilmiş, tarama, derleme ve türetme yoluyla dildeki Türkçe sözcük oranı kısa sürede büyük oranlara ulaşmıştır.
ORTA ASYADAN GÜNÜMÜZE TÜRK DİLİ
Türk edebiyatı; Türk dilinin yarattığı edebiyattır. Türk dili ise, Orta Asya’daki ana yurdundan dünyanın her yanına dalga dalga yayılan, sayısız büyük devletler kuran, tarihin gidişine defalarca yön veren; bugün Balkanlardan Çin içlerine kadar yerleşmiş bulunan büyük Türk ulusunun konuştuğu dildir. Böyle bir dilin yarattığı edebiyatın da doğal olarak, çok büyük ve çok geniş olması gerekir. Türk edebiyatı; Türk dilinin varlığıyla yaşıttır. Türkçe, edebiyatımızın temelidir. İlk çağlardan bu yana Türklük dünyası, ulusal diline sıkı sıkıya bağlı kalmıştır. Orta Asya’dan dünyanın dört bir yanına dağılan, akınlarla göçlerle Avrupa içlerine dek ilerleyen Türkler, öz yurtlarından uzaklaştıkça dillerinde de değişmeler, karışmalar olmuştur. Başlangıçtan zamanımıza değin gelen, Türkçe söylenmiş, Türkçe yazılmış tüm sanatlı metinleri, sözlü ve yazılı edebiyatımızın kapsamına alabiliriz. Türk dili; ana kaynağından bugünkü şivelerine varıncaya kadar birçok gelişme dönemleri göstermiştir: Altay; En eski Türkçe; Hun, Hazar Türk lehçelerini içerisine alan İlk Türkçe dönemleri gibi. Bunlar hakkında hiçbir edebi bilgimiz yoktur. Bugünkü Türk edebiyatına kaynaklık eden dönemler: Eski Türkçe; bu dönem hakkında elimizde bol bilgi vardır. «Göktürk – Uygur Türkçesi» dediğimiz bu dönem, zaman bakımından V. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar devam eder. Orta Türkçe; «Müşterek Orta Asya Türkçesi»nin hüküm sürdüğü bu devir; Karahanlılar, Selçuklular, Moğollar ve Osmanlılar zamanına rastlar. Bu dönem, X. – XV. yüzyılları içine alır. Yeni Türkçe; Osmanlı, Çağatay, Özbek, Azeri edebiyatlarını meydana getiren bu Türkçe XV. – XX. yüzyıllar arasında konuşulan Türkçe’dir. Modern Türkçe; bugün bütün Türk halkları ağzında yaşayan Türkçe’dir. Türkçe, dünyada konuşulan diller arasında, konuşanların sayısına göre Çince, İngilizce, Hintçe, İspanyolca, Almanca, Rusça, Japonca, Arapça ve Bengalce’den sonra 10. sırayı almaktadır. Türkçe konuşanlar; Fransızca, İtalyanca, Portekizce... konuşanlardan daha fazladır. Bugün, Orhun’dan Tuna boylarına, Adriyatik kıyılarından Himalaya eteklerine, Çin seddinden Alaskalara, Kuzey denizinden Hint Okyanusu’na değin uzanan geniş ülkelerde Türkçe konuşarak anlaşabiliriz. Türkiye Türkçesi; eski Anadolu Türkçesi, Osmanlıca’dan sonra, İstanbul Türkçesi temel olarak alınan Türk yazı dilidir. Eski Anadolu Türkçesi, Selçuklular, Anadolu beylikleri, ilk Osmanlıların yazı dili; Osmanlıca ise İstanbul’un alınışından Türkiye Türkçesine geçiş, yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak gayesinden doğmuştur. Cumhuriyet çağı; Türkçemizin temiz örnekler kazandığı; Arapça, Farsça tamlamalardan arındığı; cümle yapısının büyük bir aydınlığa kavuştuğu, kısa, derli toplu, yanlışsız bir duruma geldiği çağdır. Yazmakta, konuşmakta olduğumuz Türkiye Türkçesi, bugün, tam bir özleşme, güzelleşme ve gelişme içerisindedir. Sanat, bireyi toplumsal yapar. Sanatın bir kolu olan edebiyatta bireyin toplumlaşmasını sağlayan «dil»dir. Bir ulus kendi edebiyatını anlamak için bir başka dil öğrenmek zorunda bırakılamaz. Temiz Türkçe örnekler üzerinde çalışmakla dilimizi zenginleştirebiliriz. Türk, kendi öz dilinin sütüyle beslenmedikçe, insanlığa seslenen yapıtlar veremez. Dilimiz; her geçen gün, çeşitlenen insan ilişkilerini yansıtabilecek biçimde zenginleştirmekte, akıcılık kazanmaktadır.
|